Terörist kim? – Mehmet Fatih CAN

İslâm dinini; terörizme meşruiyet sağlayan, onu körükleyen bir din ve mensuplarını da terörist ya da en hafifinden teröre yatkın mahluklar olarak lanse etmek gayretkeşliğindeki Batılı sömürücülere, ehl-i insaf bir Garplı müsteşrikin kaleminden bir cevap gönderelim.

Derdimiz ne olmalı?

Derdimiz; yaklaşık iki asırdır Batı’nın her türlü itham ve saldırılarına karşı müdafaa mevziinden ileriye geçememiş intelijansiyamızın oluşturduğu o pasif konsept içerisinden, üzerimize yöneltilen mahut karalamalara aynı hastalıklı tavırla cevap üretmek değil.

Derdimiz; oldu bittilerle, kirli provokasyonlarla köşeye sıkıştırılmak istenen cihanşümul bir medeniyetin mensuplarına, bu amansız abanışın aktörlerini aksiyoner bir tavırla sorgulayabilmelerine imkân tanıyacak tarihî ve fikrî materyaller sunmak…

Bu maksattan hareketle hemen her sayımızda, şu yaşlı ve bahtsız dünyamızda olan biteni doğru anlama ve anlamlandırma adına önemli olan “arka plan” okumalarını mümkün kılacak tarihî gerçekleri kapsamlı dosyalar halinde takdime çalışıyoruz. Bu babda tarih son derece stratejik bir beslenme alanıdır.

İnsaf ehli bir İngiliz bakın ne diyor:

Girişte, ehli insaf bir Garplı müsteşrik olarak tavsif ettiğim Lord John Davenport, on dokuzuncu yüzyılın sonunda yaşamış bir İngiliz doğu bilimcidir.

Voltaire’in devam ettirdiği İslâm düşmanlığı modasına rest çekmiş ve İslâmiyet hakkında ilginç bilgi ve itiraflarla dolu bir eser kaleme almıştır. Eserinin adı “Hz. Muhammed ve Kur’an-ı Kerim“dir. Bu kitap Hristiyan Batı dünyasında büyük yankılar uyandırmış ve papazlar tarafından aforoz edilip nüshaları toplatılarak yakılmıştır. İşte size Davenport’un adı geçen eserinden (Türkçe baskısı Ankara 1967, sf. 49-50-52-53) özet pasajlar:

… Hristiyanlık ve Müslümanlık arasındaki ayrılıkları anlamak için şuna dikkat etmek gerekir: Hristiyanlığın, kendine bağlananlar üzerindeki nüfuzu dogmalara dayandırılarak din ile ahlâk birbirinden ayrıştırılmaktadır. Halbuki Müslümanlıkta dogmalar değil, dinin pratik yanı olan ahlâk; hukuk ve siyaset üzerine etki yapmakta ve Müslümanın dimağında vatanseverlik, hukuk, görenek-gelenek ve anayasa bir kelimede toplanmaktadır. Bu kelime Müslümanlıktır.

… Müslümanlık, alınan memleketlere ve yenilmiş milletlere eşit haklar sağlıyordu. Onları, Hz. Muhammed’in gelişine kadar her fatihin yenilere yüklediği şartlardan kurtarıyor ve bu kavimlere hürriyet bağışlıyordu. İslâmiyet, o zaman bir görenek olan kız çocukları diri diri gömmek vahşetini yok etmiş, köleliği kaldırmıştır. Yalnız Müslümanlığı kabul edenlere değil, yenilmiş milletlere de adaleti yaymış, vergileri hafifletmiştir.

… İslam fatihleri, Müslüman olmayanlara karşı son derece toleranslı davranmışlardır. Batı âleminde böyle bir hoşgörüden asla söz edilemez.

Batı kendi insanını çok defa katletti!

“... Jourio diyor ki: Müslümanlar’ın Hristiyanlar’a karşı hareketi ile Papalığın Hristiyanlar’a karşı tabii uygulaması olan işkenceler hiçbir suretle kıyaslanamaz. Vodovalar’a karşı yapılan savaşta ya da Saint Barthelemy katliamlarında o kadar kan döküldü ki, yalnız bu kanlar Müslümanlar’ın döktükleri Hristiyan kanından kat kat fazladır. Müslümanlığın zulmeden bir din olduğu hakkında beslenen taassup dolu düşüncelere göre güya Müslümanlık “Ya ölüm ya da Hristiyanlığı bırakmak” ile korkutularak yayılmıştır. Bunun aslı ve esası yoktur. Papalığın yabaniliği ve yamyamlığa varan zulüm ve işkencelerine nazaran Müslümanlar’ın hareketi çok yumuşak ve insanî bir hareket idi.

… İslâmiyet, hurafeler ve şüpheler bataklığı ortasında yüzen bir temizlik abidesidir. Halbuki Hristiyanlık bu bataklığa düşmüş ve ahlâkın yüzünü kızartacak bir hale gelmiştir.

… Endülüs’te İslâm devletinin yıkılmasıyla kahramanlığın son artığı da yıkıldığında kim acı duymuştur?Düşmanlarının tarihçileri bile sekiz yüzyıllık hükûmeti sırasında bir tek zulmünü dahi kaydetmedikleri o yüksek ruhlu cömert milletin önünde hangi göğüs övünerek insanlık adına kabarmamıştır? Hırıstiyan papazlığının, insanlığı öğrendikleri insanlara şeytanca bir zulüm ve taassupla hareket etmelerinden, onların; yedi yüzyıllık çalışmalarının mahsulü olan tarih, fen, sanat ve kültür eserlerini yıkmalarından hangi yüz kızarmamıştır?

… O halde, gelecek yüzyıllarda insan neslinin düşünceleri ve inançları üzerinde barışçı bir tesir yapmak üzere Allah tarafından gönderilen İslâm dinini en inatçı taassup ve en cahilce saldırılarla açıklamak kadar yanlış ve gülünç bir hareket olamaz…

Müslümanları, terbiye ve tekdir edilmesi gereken tehlikeli varlıklar olarak gören dıştaki vahşiler ve içteki hempalarının kulaklarını çınlatmak istedik sadece…

Ağustos 2005
Mehmet Fatih CAN
Kaynak: Tarih ve Düşünce

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir