Tabur, ‘Babil Kulesi’ gibi – Ömer Seyfettin

Sırp süvarilerin, Birinci Balkan Savaşı sırasında Üsküp'e girişi.

16 Teşrinievvel – 29 Ekim 1912
Pirlepe yolunda, İzidor’dayız. Dün akşam Bulgarlar Köprülü’ye girdiler. Uzaktan top sesleri işitiliyordu. Biz bir dümdar bırakarak gece kaçtık. Bu kaçışımızda oldukça intizam vardı. Ve haber aldık ki üç gün evvel Üsküp düşmüş.

Yolda koşa koşa gidiyoruz. Arkadan top, yandan tüfek sedaları geliyor.

Hava güzel, çamur yok. Fakat hepimiz aç ve hastayız. Hiçbir şey düşünmüyor, dilimdeki peksimet yaralarının sızılarını dinleyerek ilerliyorum.

Demek Türklerin yaşamak hakkı yokmuş.

Yanımızda düşmanın süvarileri, keşşafları göründü. Ben takımımla beraber taburun sağ cenahını himaye için tepelere çıktım. Aşağılara bakıyor, bakıyor; fakat bir şey göremiyorum.

17 Teşrinievvel – 30 Ekim 1912
Bu geceyi İzidor Köprüsü’nün üzerinde geçirdik. Düşmandan demek hâlâ bir nişan görünmedi. Fakat Köprülü’ye geldikleri muhakkak. Biz bu saat, her tarafla münasebetimiz kesilmiş, habersiz ve ümitsiz, bu rutubetli taşların, ıslak toprakların üzerinde sürünürken acaba Babıâli ne yapıyor? Mütareke ne vakit olacak? Konferans ne vakit başlayacak? Artık bu korkmuş ve perişan asker geriye dönemez.

Rumeli eski şeklini alamaz. Artık Rumeli bir daha yapışmamak üzere Türk ilinden kopmuştur. Avrupa’nın orduları gelip Sırp ve Bulgarları buralardan çıkaramaz ya!..

Sekiz sene evvel, mektepten yeni çıktığım vakit gezdiğim bu yerleri bir gün böyle kaçarak terk edeceğimizi hiç aklıma getirir miydim?

Heyhat… Mademki biz asker değiliz, mademki bizde askerlik için lâzım olan zekâ ve itaat yok, mademki bizde bir ideal, bir vatan hissi, nihayet bir lisan yok…

Bölüğün yarısından ziyadesi Türkçe bilmiyor. Tabur, Babil Kulesi gibi. Ne alanın satandan, ne satanın alandan haberi var.

18 Teşrinievvel – 31 Ekim 1912
Bu gece Abdi Paşa Hanlarında, yine açıkta yattık. Şimdi Pirlepe’ye gidiyoruz. Diyorlar ki, orada çok asker var. Ve Manastır’daki kuvvetlerle birleşip Sırplara müdafaa edecekmişiz.

19 Teşrinievvel – 1 Kasım 1912
Bu gece Pirlepe’nin ovasında yattık. Asker son derece yorgun ve perişan… Bölükteki zabitler hasta. Yüzbaşı ishal oldu. Mülâzım-ı saniyi sıtma tutuyor. Benim sol ayağım fena hâlde şişti. Üzerine basamıyorum. Fakat gayret ediyorum. Korkuyorum ki, kangren olmasın. Kasıklarımdaki bezler birer yumurta kadar şişti. Bu sabah, bölüğü hazırlarken ikinci tabur yaveriyle konuştum. Hep Edirne tarafındaki muzafferiyeti bekliyormuşuz. Eğer orada galibane muharebe edersek ileri gidebilecekmişiz. Mağlûp olursak muharebe bitmiş sayılırmış. Zaten bu tabiî değil mi?

Altıncı Kolordu, Yunan taraflarına gitmiş. Yani Selanik’e. Bizim vazifemiz Boğazları tutmak, düşmanı geçirmemek imiş.

Şimdi bir yere hareket ettik. Fakat nereye? Bilmiyorum. Her vakit ki gibi kimse de bilmiyor. Çünkü sabahtan beri verilen emirler yarımşar saat ara ile hep değişti.

22 Teşrinievvel – 4 Kasım 1912
Peltuvar’ın sağında bir köyde bir gece yattık. Dehşetli bir fırtına çıktı. Asker ve mekkâre perişan oldu. Daha güneş doğmadan tekrar hareket emri verildi. Kalktık, yürümeye başladık. Pirlepe’ye geldik. Orada beş saat daha koştuk. Şu akim ve berbat sırtları tuttuk. Sözde düşman bu taraftan gelecekmiş. Uzaktan tüfek sesleri işitiliyor. Gece o kadar soğuk oldu ki, benim çarıklarım donmuş. Ayağımı kımıldatamıyorum. Soğuktan hiç uyuyamadım.

Birinci Balkan Savaşı - Pirlepe Savaşı - Sırp kartpostalı
Birinci Balkan Savaşı – Pirlepe Savaşı – Sırp kartpostalı

Yarım saate kadar intizar mevkiimizi diğer bir bölüğe terk ederek bu korkunç taşlığın dibine ineceğiz.

Dün akşam Mehmed Ali Bey isminde bir erkânıharbi, paşa yapmışlar. Ona bir suare tertip ediyorlarmış. Bu zat büyük bir galebe vaat ediyormuş.

Bakalım, görelim. Fakat kurşundan evvel soğuk ve kar bizi öldürecek. Bizi bire kadar kıracak.

Top sesleri geliyor. Birinci Tabur ileriye doğru hareket etti. Top ve tüfek sesleri iki saattir devam ediyor. Muharebe mevziine geldik. Hâlâ düşmanı göremiyoruz.

23 Teşrinievvel – 5 Kasım 1912
Bu gece de açıklarda yattık. Üzerimize kar gibi çiğ yağdı. Topçuların ve süvarilerin ileri karakolu idik. Şimdi yine bir saattir yürüyoruz. Bilmem nereye gidiyoruz. Sağımızdan birçok top ve tüfek sesleri geliyor. Demek yakınımızda büyük bir muharebe oluyor.

24 Teşrinievvel – 6 Kasım 1912
Bu gece pis bir samanlıkta yattık. Burası bize bir saray gibi geldi. Şimdi, yanisabahleyin dün oturduğumuz yere gidiyoruz.

25 Teşrinievvel – 7 Kasım 1912
Bu gece Manastır–Pirlepe yolunda bir tarlada yattık. Her vakitki gibi yine açıkta. Dün İkinci Taburun ric’atini temin etmiştik. Sözde bugün de Manastır’a gidiyorduk. Yolda erkânıharpler bizi çevirdiler.

Şimdi geriye döndük.

Hava gayet soğuk ve rutubetli… Neferlerin hepsi hasta…

26 Teşrinievvel – 8 Kasım 1912
Dün dehşetli bir muharebe oldu. Biz fena halde mağlûp ve münhezim olduk. Bizim tabur ric’ati temin ediyordu. Çok telefat verdik.

Gece Manastır’a döküldük. Fakat Garp Ordusu kumandanı bizi şehrin içine sokmadı. Şehrin dışarısında serseriyane dolaşıyoruz. Kuşbaşı kar yağıyor. Ayakları donan neferler haykırıyorlar. Yaralılar arabaların üstünde, yerlerde, karların ve çamurların içinde kıvranarak, inleyerek can veriyorlar.

Bu hâl, sefaletin şüphesiz son derecesidir. Fakat Garp Ordusu kumandanı bizi zayi etmeye, bire kadar mahv veya esir olmamıza karar vermiş. Ve mademki bu da askerliktir, itiraz etmek olmaz.

Kar hâlâ yağıyor. Şehrin dışında, bir Çingene kulübesinde titriyorum.

Ayaklarım donuyor. Ne olacak gibi duruyoruz.

Ne olacak?

Rezalet. Hepimiz mahvolacağız.

[… devam edecek…]

Ömer Seyfettin – 1912
Kaynak: Hayat Dergisi 1967, (“Ömer Seyfettin”in ‘Balkan Harbi Hatıraları’, Niyazi Ahmet Banoğlu tarafından yayınlanmıştır.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir