Siyah Kurdelalı Çelenk – Arif Nihat ASYA

Uzak örnekleri bırakarak yakınları alıyorum:

Zulmün Macaristan Rusça’sını, Tibet Çince’sini, Cezayir Fransızca’sını, Kıbrıs Rumca’sını görmüştür… Şimdi Pakistan Hintçe’sini, Hinduca’sını görmektedir…

Yapılan tecavüz karşısında, davranışın, dünyaya düşen, insancasını; dünya Müslümanlarına düşen, Müslümancasını; Türkiye’ye düşen ise hem insancasını, hem Müslümancasını, hem Türkçe’sini göstermektir.

Bazı Müslüman devletlerin Birleşmiş Milletlerden «Ateş kes!» emri beklediklerini söylemeleri, aktif bir müdahale olmaktan uzaktır… Pakistanlıları oyalamaktan, Hintlilere vakit kazandırmaktan başka bir netice vermez!

Bizde ise iki miting, üç doktor, birkaç hasta bakıcı, sekiz on paket(veya şişe) ilâç, bir vefanın —henüz— sembolik olarak dile gelmesidir… Ve ancak, başlangıç olarak iyidir.

Gençlerimizin Hindistan Elçiliğine sunduğu siyah kurdelalı çelenkte Hindistan’a küskünlüğümüzün ifadesi var; lâkin öfkemizin ifadesi yoktur… Dikenli bir çelenk, daha yerinde olurdu.

Bu, Hindistan’ın Pakistan’a yaptıklarının birincisi olmadığı gibi —belki— sonuncusu da değildir… Dünya duygusuz ve Pakistan yardımsız kaldığı müddetçe ya yenisine lüzum kalmayacak yahut sık sık tekrarlanacaktır.

Tagor’la Gandi’nin ülkesinden İkbal’in, Muhammet Ali Cinnah’ın ülkesine, beklenen davranış, böyle olmamalıydı! Dördü de Hint yarımadasının fikriyatını ve istiklâl mücadelesini, hemen hemen, beraber yapmış insanlardı.

Bilindiği gibi Hindistan’da en yaygın din olan (Brahmanizm: Hinduluk) dinine göre, Brahma, yaratıcı ve yapıcı; Vişnu, koruyucu, Siva, yıkıcı tanrıdır. Hindular, kendilerini Siva’nın emrine girmiş gören öbür tanrılarına nasıl hesap vereceklerdir?

Büyük Mevlâna’nın en kalabalık ve en devamlı ziyaretçileri, Pakistanlılardır… Yani, yarımadanın eski ve yeni Müslümanlarıdır. Ve Mevlâna —belki— bizde olduğundan çok, Pakistan’da saygı görmektedir. Pakistanlılar, Mesnevi’nin en hararetli okuyucusudurlar.

Hinduluk mensupları da Mevlâna’yı pek yabancı saymazlar ve onu okurlar… Özellikle Mesnevi’nin Fatiha’sı sayılan ilk on sekiz beytini, Müslümanlar kadar benimserler… Şu farkla ki, bizim, ilk mısrada (Bişnev: dinle!) diye okuduğumuz ilk kelimeyi onlar, (Vişnu) diye okurlar.

Bizim okuyuşumuzla (Dinle neyden, kim hikâye etmede!) diye mânâlanan mısra, Hinduların okuyuşunda, aşağı yukarı (Hikâyesini neyden, neyin dilinden anlatan Vişnu) manasına gelir.

Böylece, dinde birleşemeyen Hintlilerle-Pakistanlılar, Mevlâna’da, dolayısıyla tasavvufta birbirlerine az çok yaklaşmış olurlar.

Son haksızca ve zalimce tecavüzle bu yakınlığın unutulmakta ve Hindulara, Konya’dan Mevlâna’nın, Hint mabetlerinden Vişnu’nun kaşlarını çatmakta olduğuna şüphe yoktur.

13 Eylül 1965
Kaynak: Onlar Bu Dilden Anlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir