Şikâyetçi – Osman Yüksel SERDENGEÇTİ

Öyle bir devirdeyiz ki; herkes, herkesten şikâyetçi…

Evin hanımı söylenmeye başlar:

– Şu çocuklar, şu kız, şu oğlan…

Kız sinemaya gitmiş, vaktinde eve dönmemiştir… Oğlan derslerini bırakmış, maça koşmuş. Günlerdir, bir meşin topun arkasında yuvarlanıp duruyor… Beş dersten de kırığı var… Babasının da bir şey söylediği yok. Çocuk bu kırıklarla ne yapacak?

Yalnız oğlanın mı ya, kızın da başka türlü kırıkları var!..

Öteden, kaynana söze karışır:

– Kızını dövmeyen, dizini döver… Bizim zamanımızda… Kaynana konuşmasına, çıkışmasına hep böyle başlar. “Bizim zamanımızda” yorgun argın baba eve döner… Hanım bir taraftan, kaynana bir taraftan, dırlamaya başlarlar:

– Aman, oğlunun da, kızının da…

Adamın derdi başka… O da, dairedeki âmirinden şikâyetçi…

Oğlan, kan – ter içinde mektepten sonra eve döner… Bir iki şey atıştırır… Zorla kitabı eline alır. Başlar, öğretmenlerine sövüp saymaya.

Falan hoca kalleş; falan kendisine zıt gitmiştir… Falanın bir şey bildiği yok…

İşçi, patronun ücretleri vaktinde ödemediğinden şikâyetçi… Yakında grev yapacaklar… Bir de sosyalizm lafı işitmiş bir yerden… Sosyalizm… Sos! Sos! İmdat işareti gibi; boyna “S.O.S” deyip duruyor.

Patron küplere biner: “Ahh bu işçiler!.. Kasten çalışmıyorlar; kasten 120 bin liralık makinayı kırdılar!.. Bu millet adam olmaz, vallahi olmaz!.. Milli servet yâhu… Bu makine yalnız benim mi?

Hele öğretmenlerin, öğrenciler hakkında söylediklerine kulak veriniz!

– Zamane, zamane… Memleketi bunlara mı teslim edeceğiz?.. Kopyacı, yalancı, serkeş keratalar.. Geçen gün birini kopya çekerken yakaladım… “Sen görürsün dışarda beni… Köşe başında bekliyorum; kanını içeceğim senin!” demesin mi?

Ne saygı, ne sevgi, ne çalışma… Bir sürü haydut… Gangster!..

Esnaf, müşteriyi kazıklar. Beş kuruş fazla para almak için on defa yemin eder… Müşteriler de pek mıymıntı. Laf anlamazlar birâder…

Köylü şehirliye söver, şehirli köylüden tiksinir…

Partiler birbirlerine sataşırlar… Atarlar, tutarlar. Temel atma törenleri dahi, bir çamur atma törenine döner; döndürürler… Her adım başında sövme, her vesile ile sövme…

Bir zibidi çıkar… Sözde, köylü, halk ve millet namına konuşur, yazar… Kendisi gibi düşünmeyenlere devlet ve hükûmet adamları da dâhil; sütunlar dolusu, söver sayar… “Daha da doymuyorsanız” der, “Kızınızı da, karınızı da kiraya verin… O zaman cebinize daha çok para girer; siz hepiniz, topunuz deyyussunuz!..

Evet, böyle kudurur, böyle azar, böyle yazar…

Ötekiler mukabele ederler: “Sensin deyyus… Sus ulan sus!.. Ağzımızı açtırma… Raporlar, vesikalar… Senin ananın…

Oh, oh!.. Bunlar memleketin aydın kişileridir.

Öyle bir devirde, öyle bir memleketteyiz ki, herkes, herkesten şikâyetçi; herkes herkese sövmekte!..

Karı – kocadan, koca – karıdan, kız – anasından, anası – kızından, öğretmen – öğrenciden, öğrenci – öğretmenden, memur – âmirinden, âmir – memurundan, patron – işçiden, işçi – patronundan, köylü – şehirliden, şehirli – köylüden, esnaf – müşteriden, müşteri – esnaftan, şu parti – bu partiden, bu parti – şu partiden, iktidar – muhalefetten, muhalefet – iktidardan, gazeteler – gazetelerden, siyâsîler – siyâsîlerden… Şikâyetçi!.. Şikâyet, şikâyet… Bitmez, tükenmez şikâyetler…

Velhasıl bir kör dövüşüdür gidiyor…

Rabbim cümlemizi ıslah eyleye!..

11 Haziran 1965
Kaynak: Zafer

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir