Sanal Para ve Blok Zincir Ekonomisi

Blockchain aslında dijital dönüşümün de en etkili alanlarından biri

FinansalForum’da, altın karşılığı bulunmayan bir ekonominin sanal olduğunu söylediğim günden bu yana neredeyse 20 yıl geçti. Artık bu ilişkinin yeniden kurulmasını beklemek ne kadar romantik bir bakış açısıysa, sanal paranın bir dayanağının olmadığını düşünmek de aynı oranda garip geliyor bana.

İsterseniz size kısaca uzmanların verdiği, sanal para madenciliği ile ilgili rakamları ileterek başlayayım. GPU üzerinden yapılan madencilikten sonüç ayda Türkiye’ye giren para 10 milyon dolar civarlarında. ASIC madenciliğinde ise bu rakam 2 milyon doları buluyor.

Ancak gün geçtikçe sanal para madenciliği için oluşturmanız gereken donanım ve elektrik maliyeti o kadar yükseliyor ki, bunu zararlı yazılımlar aracılığı ile oluşturulan botnet’lerle yapan dijital çeteler oluşmuş. Kaspersky Lab’ın bu konudaki araştırması dört bin cihazdan oluşan kanunsuz bir botnet’in ayda 30 bin dolar civarında bir sanal para madenciliği yapabileceği yolunda. Kaspersky Lab uzmanları bu konuda yaptıkları araştırmada 5 bin bilgisayardan oluşan bir botnet’in 200 bin dolardan fazla gelir elde ettiğine şahit olduklarını iletiyor.

Tabii Bitcoin ekosistemi bununla da kalmıyor. 2015 yılında dünya genelinde 415 Bitcoin ATM’si varken Eylül 2017 itibariyle bu sayının üç katına, bin 516’ya çıktığını biliyoruz. Tabii bu ATM’lerin yarıdan fazlasının Amerika’da olduğunu söylememize sanıyorum gerek yok. Dünya üzerindeki en pahalı sanal para olan Bitcoin’in fiyatı konusunda elimdeki coinmarketcap araştırması bu ay için 3 bin 969 dolar fiyat verirken, Google’ın Midmarketrates’den aldığı rakam 4 bin 73 dolar. Yani Bitcoin yükselmeye devam ediyor. Üstelik Twitter’da yaptığım anket de gösteriyor ki, Bitcoin’in yükseleceği düşüncesinde olanların oranı yüzde 82. Bitcoin en yüksek fiyata sahip olan sanal para olmakla birlikte 26 Eylül itibariyle rezervlerine, Etherum ve Litecoin da yetişmek üzeredir.

Buraya Nereden Geldik?

Aslında sanal para ve onun üzerine oturduğu blok zincir (Blockchain) teknolojisinin ortaya çıkışı çok da eskilere dayanmıyor. Blok zinciri fikri ilk olarak Satoshi Nakamoto’nun 2008’de kripto para fikri olan Bitcoin’i ortaya koyduğu makalede çıkmıştır. Kripto para makalesiyle beraber gelen dağıtık veri tabanı fikri sanal para üzerindeki birden fazla harcanma problemine bir çözüm olarak önerilmiştir. Bu koca ekonominin mirarı Satoshi Nakamoto’nun kim olduğu bilinmemekle birlikte Amerika’da yaşayan 5 Nisan 1975 doğumlu Japon bir bilgisayar mühendisi olduğu tahmin edilmektedir. Eylül 2017 itibari ile Nakamoto’nun elinde bulunduğu varsayılan 1 milyon Bitcoin’in değerinin 4 milyar dolarlık bir servete tekabül ettiği söyleniyor.

Bitcoin aslında bir blok zincir teknolojisi. Kısaca dağıtık yapılı veri tabanı olan blok zincir teknolojisi, sadece finans değil birçok alanda kullanılabiliyor. Güvenlik, kimlik denetimi kullanılan en önemli alanlardan biri.

Blockchain aslında dijital dönüşümün de en etkili alanlarından biri. Blok zincir teknolojileri sayesinde operasyonel maliyetler yüzde 73 oranında düşüyor. Tabii bu sektörel bazda değişiyor. Güvenlik ve ana sermaye maliyetlerini de düşürmesi, birçok sektör tarafından dijital dönüşümün en önemli parçası olarak kullanılacağını gösteriyor.

Blok zincirler finans ve kimlik kontrolü sektörlerinde çoğunlukla kullanılırken, iletişim alanında da ciddi bir şifreleme yöntemi. Mahremiyetin önemli olduğu alanlarda da çokça kullanılan blok zincirler, yapısı itibariyle dağıtılmış (decentralised) yapıların yönetiminde de ciddi avantajlar sağlıyor.

Dağıtılmış Yapılar

Bitcoin ve devamında blok zincirler, yapısı gereği dağıtık yapıdalardır. Dağınık olmayan, merkezi yapılar çağımızın en ciddi güvenlik problemlerinin sebebi olduğu için, aslında internetin yaygınlaşması ile dağıtılmış yapılar çokça kullandığımız çözümler arasına girmiştir. Merkezi yapıların neden güvenlikli olmadığını burada anlatmak çok mümkün olmasa da, son dönemde Equifax olayı en belirgin örnek durumlardan biridir. ABD’de kredi derecelendirme kuruluşu olan Equifax, toplamda 143 milyon vatandaşının kimlik ve kredi bilgilerini çaldırmıştır. Bu tip büyük miktardaki hesap bilgisi, kişisel bilgi çalınması durumu, şifresini zorlaştırmak için kılı kırk yaran ve sonra o zorlaştırdığı şifreyi hatırlamakta çok zorlanan biz kullanıcıların bu enerjilerini boşa çıkarmaktadır. Ancak buna rağmen şu ana kadar bu büyük açıkları verip, skandallara sebep olan kurumlara nedense hiçbir tazminat davası açılmamıştır.

Hizmet parasız verilse bile, şifrelerimizin üçüncü şahıslar tarafından bilinmesi derin öğrenme yöntemi ile ciddi büyük tehditlere dönüşebilir. Bu bence tazminat davasından daha ciddi bir kamu davası olmalıdır.

1 Ekim 2017 / Atıf Ünaldı
Kaynak: Bloomberg Businessweek Türkiye

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir