Radyo Konuşmalarım – Osman Yüksel Serdengeçti

Ben, daha çok yazılarımla tanınmış bir adamım… Konuşmayı ve hele fazla konuşanları sevmem… Bu neden böyledir diye araştırdığım zaman, çocukluk hatıralarım canlanır hafızamda. O, millî bayram ola­rak kabul olunan günlerde, harman yerlerinde, ilk mekteplerin salonlarında söylenen, o beylik, bayramlık sözler, dalkavukluklar, yaltaklan­malar. Devrin ve günün adamlarına alkış tutanlar… Hep onları hatır­larım ve tiksinirim… Onun için uzun zaman, birçok imkân ve ısrar­lara rağmen halkın huzuruna çıkıp konuşmadım; nutuk çekmedim. Fakat sohbet toplantılarını, yarenliği, ukalâlığa kaçmamak şartıyla severim. Samimi, yerli, nükteli konuştuğum için de etrafım beni, can­dan, gönülden, bıkmadan zevkle dinleyegelmişlerdir.

Vaktaki siyasete atıldık, halkın huzuruna çıkıp, meydan meydan dolaşıp konuşmak, nutuk çekmek de icap etti. Çaresiz bu işi de ya­pacaktık… Yaptık da… Fakat halâ korkarım, halâ iğrenirim… Kendini partini öveceksin, diğerlerine söveceksin… Yapmasan olmaz, tadı çıkmaz… Millet böyle istiyor… Söylediklerimiz yalan mı? Yalan değil amma yaralayıcı. Tam bir İslâmî, insani ölçüye tabî tutarsak hoş değil. Kırıcı… Başka türlü de olmuyor. Napalım, politika bu…

Ah o nutuk çekmeden evvelki çektiklerim… O hali bir ben bilirim bir de Allah!.. Heyecanlı, sinirli, boğulacak gibi. Sara nöbeti gelecek gibi bir hal. Konuştuktan sonra da fikrî, ruhî bir huzursuzluk… Tatmin­sizlik.

“Şunu unuttum, şunu söyleyecektim, şunu söylemeseydim” gibi kendi kendini didiklemeler… Yiyip bitirmeler. Onun için seçimlerin bitmesini, imtihanların bitmesini bekleyen endişeli bir talebe gibi beklerdim.

Ben ilk defa radyoda konuşmalarıma 1968 Senato seçimlerinde başladım. Konuşmalarım büyük bir ilgi gördü… Beni Bölükbaşı’ya ben­zetenler oldu… Padişahlardan bahseder gibi “İkinci Osman” dediler. Bazıları da ondan daha esprili, sesi de ondan daha tok daha tesirli dedi! Hatta solcu bir gazete de radyo konuşmalarını inceleyen bir yazar, beni konuşanlar içinde ‘en ilginç ve etken!’ tip olarak takdim etti. Biraz daha mantıklı konuşaymışım yıldızlar arasına girecekmişim…

Radyo konuşmaları başka konuşmalara benzemiyor… Bir kere bütün söyleyeceklerinizi 10 dakikaya sığdıracaksınız. Radyo evine gi­diyorsunuz. Elinizde mensup olduğunuz partinin size konuşma yetkisi veren kâğıdı… Ve yapacağınız konuşmanın üç sureti… Sizi kapalı bir odaya sokuyorlar. Orada radyo idarecileri ve hâkimler var. “Üç daki­kanız, iki dakikanız kaldı” gibi kartonlara yazılmış işaretler… Siz ko­nuşurken bir birini gösteriyorlar, bir birini… Karşında mikrofon… İn­san şaşırıyor. Deli gibi kendi kendine konuş… Her ne hal ise konuşma bitiyor. Meselâ “10 saniye fazla geldi” diyorlar. 10 saniye için haydi yeniden oku… Bu sefer sinirlerin iyice bozuluyor… Ya daha hızlı ko­nuşacaksın, ya metinden 2-3 cümle çıkaracaksın. Neresini çıkarırsın?.. Konuşmayı öyle tertiplemişsin ki… Bir cümle çıkarsan, insanın gözü­nü çıkarmış gibi olacak. Seri konuşunca da tesir azalıyor. Bizim Ana­dolu insanı, yavaş yavaş, ağır ağır insan. Nefes ala ala, yerleştire yerleştire konuşmak lâzım. Suyu bile biz taksit taksit içeriz.

Ben ilk radyo konuşmalarımı 1968 yılının Mayıs ayında CKMP adına yapmıştım. İlk konuşmamda CHP’yi ele aldım. İşe kökten giriş­tim. Şimdiye kadar Türkiye radyosunda Cumhuriyet kuruldu, kuru­lalı söylenemeyen şeyleri söyledim.. Açık ve cesur konuştum. Bir gün sonra gazeteler bu konuşmamdan dolayı hakkımda dava açıldığını yazdılar.

O gün konuşmam biter bitmez telefonum sabaha kadar işledi. Tebrikler tebrikler… Takdirler ve sabah telgraflar. Yığın yığın… İtkisi hariç, hepsi de takdir ve tebrik telgrafları… Ama gelen telgraflar kadar oy almadı parti… Ben o zaman seçime girmemiştim. Parti adına konuşuyordum.

İkinci konuşmamda A. Partisi’ni ele aldım. İsmet Paşa mahalle­sinden sonra, Süleymaniye mahallesine geçtim. Esprilerle dolu bir ko­nuşma. Bu da büyük ölçüde ilgi gördü. Bütün konuşmaları benim yapmam isteniyordu… Teşkilât boyuna genel merkezi sıkıştırıyordu.

1969… Milletvekili seçimlerinde üç konuşma yaptım… Bu seferki sesim geçen seneki kadar gür,ahenkli değildi. Sesimi seçim bölgem olan Ordu’da harcamıştım. Yorgundum; bitkindim. Buna rağmen ge­ne birçok tebrik ve takdirler. Dinleyicilerim bu konuşmalarımı bastırmamı istiyorlardı. Hiç olmazsa teksirle… Teksirle başa çıkamadık. Mademki bu kadar isteniyor, bastıralım dedik. Yalnız burada bir şey var. Artık bu konuşmalar, konuşma değil yazı… Radyodan dinledi­ğiniz, o, gür, tok ses, yok artık… Seçim havası da dağıldı… Israrlı istek üzerine giriştik bu işe… 1968 yılı Senato seçimlerinde yaptığımız ilk konuşma hariç (çünkü bu mahkemelik oldu) diğer dört konuşmayı aynen neşrediyoruz.

Burada şu hususu belirtmeyi vicdanî bir vazife biliyorum. Bu ko­nuşmalarımızda seçim heyecanı ve yarışı içinde, diğer partilere ve parti liderlerine normal zamanlarda söylenilmesi pek hoş olmayan, bazı, ağırca, sertçe tabirler, cümleler var. Bunu o günün şartları için­de mütalâa etmelerini, fazla alınmamalarını hassaten rica ederim.

Bizim için, bilhassa M. H. Partisi’nin Lideri Alparslan Türkeş için neler söylemediler, neler yazmadılar. Bütün biz bunları yuttuk, unuttuk gittik… Zaman neyi unutturmaz ki… Tanrı Türkü, Allah bü­tün Müslümanları korusun…


Osman Yüksel SERDENGEÇTİ
Kaynak: Osman Yüksel Serdengeçti, Serdengeçti Osman Yüksel’in Radyo Konuşmaları, s.2-4, Serdengeçti Neşriyatı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir