Padişahın ve meliklerin, yüce Allah’ın (verdiği) nimetin kadrini bilmelerine dair

Yüce Allah’ın nimetinin kadrini bilmek, padişahın, O’nun rızasını gözetmesidir. Yüce Allah’ın rızası ise, halka yapılan ihsan, onlar arasında yayılan adalet ile elde edilir. Halkın iyilik için yaptığı dua daim olunca, o (mülk) pâydâr olur ve her gün genişler. O mülk, kendisinin devletinden ve zamanından nimetlenir; bu dünyada iyi ad sahibi olur; öteki dünyada kurtuluş bulur; (Öteki dünyada vereceği) hesap daha kolay olur. Zira “Mülk küfürle devam eder, zulümle devam etmez“; meğerki “cehennemde” nin, manası budur. En iyisini Allah bilir.

Hikâye

Haberlerde şöyle nakledilir: Yusuf Peygamber –Allah’ın salati üzerine olsun– dünyadan göçünce, onu, Yakub ve İbrahim’in türbesine koymak, babalarının yanına defnetmek için getirdiler. Cebrail –selâm üzerine olsun– gelerek:

Onu olduğu yerde muhafaza ediniz; zira, babalarının yanında onun yeri yoktur. İdare ettiği devletin sual ve cevabını kıyamette vermesi lazımdır.” dedi. Yusuf Peygamber’in –selam üzerine olsun– durumu böyle olunca, bak, başkalarının işi nasıl olur ve ne cevap verirler?

Haber (Hadis)

Peygamberimizden –salat ve selam üzerine olsun– nakledilir: Dünyada, Allah’ın –kuvvet ve şevket ona olsun– kulları üzerinde kuvveti ve fermanı olan kimselerden her biri kıyamet gününde elleri bağlı olarak getirilir. O’nun adaleti, ellerini bağladı, aynı adalet onun elini çözer ve cennete eriştirir. Eğer zulüm yapılmışsa, aynı zulüm onun ellerini bağlar, cehenneme atılıncaya kadar götürür.

Haber (Hadis)

Bir hadis de şöyle: Bu dünyada halk veya kendi saray mensupları üzerinde veya kendi kullarından astları üzerinde ferman ve gücü olan herkese kıyamet günü bu yüzden sual sorarlar, koyunları güden çobandan (sürünün) cevabını isterler; sürüdeki boynuzlu koyun boynuzsuz koyuna vurunca, Yüce Allah onun (hesabını) ondan ister.

Hikâye

Şöyle derler: Abdullah b. Ömer b. El-Hattâb –Allah her ikisinden razı olsun-babasının bu dünyayı terk edişi sırasında, Ömer’den –Allah ondan razı olsun– sordu:

  • Ey baba, ben seni ne zaman görürüm?
  • Öteki dünyada.
  • Daha erken (görmek) istiyorum.
  • Dünyadan gidişimin ikinci veya üçüncü günü beni rüyanda görürsün, ey babasının canı.

On iki yıl geçtikten sonra, ki, o ana kadar onu rüyada görmemiştir. Bir gece Abdullah, babasını rüyasında gördü ve:

  • Ey, baba, üç gece sonra seni göreceğimi söylememiş miydin?” diye sordu.
  • Ey oğul, bil ki, şimdiye kadar meşgul idim. Zira, Bağdat civarında bir köprü vardı; harap olmuştu: memurlarım (kendilerine) ham edinmemişler ve onu tamir etmemişlerdi. Koyunlar bu köprünün üzerinden geçmişlerdi. (Koyunlardan) birinin ön ayağı bir deliğe girmiş ve kırılmıştı. Ben şimdiye kadar onun hesabını vermek ile meşguldüm.” dedi.

Gerçekten, Âlemin Efendisi Melikşah bilsin ki, o büyük günde ferman altında bulunan bu kulların cevabını ondan soracaklardır. Başkasına havale edecek olursa, (dikkate almayacaklardır). Mademki, (durum) böyledir, bu mühim işin idaresini hiç kimseye bırakmamak, halkın işinden gafil olmamak, muktedir olunduğu kadar onların ahvalini gizli ve açık sormak, uzun elleri kısaltmak, zalimlerin zulmünü onların üzerinden kaldırmak gerekir; öyle ki, onun berekâtı onun devleti zamanına ulaşır; hayır dua kıyamete kadar onun ruhuna erişir.


Nizâmü’l-Mülk – 1077
Kaynak: Nizâmü’l-Mülk (Haz. Prof. Dr. Mehmet Altay KÖYMEN), Siyâset-nâme, s.10-12, Ankara, TTK, 3.Baskı, 2016

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir