MUHAMMED B. VÂSİ’ – Ferîdüddîn Attâr

Bu satırlar, Tezkiretül-Evliyâ nam eserden iktibas edilmiştir. Resim: Germain Fabius Brest (1823-1900) "Trabzon"

Muhammed B. Vâsi’

(Allah’ın Rahmeti Üzerine Olsun)

Mukaddem zâhid, muazzam âbid, âmil, âlim, kâmil, ârif, kanaatkâr zengin Muhammed b. Vasi’ rahmetullahi aleyh’in vaktinde bir eşi daha yoktu. Birçok tabiinin hizmetinde bulundu, eski şeyhlere yetişti. Şeriatta ve tasavvufta büyük bir hazzı, vardı. Rizayatta öyle idi ki, kuru ekmeği suda ıslatarak yer ve “Bununla kanaat eden bir kimse halka muhtaç olmaz”, derdi.[1]

Münacatında şöyle demişti “İlâhi! Dostlarına yaraşırcasına, beni, aç ve üryan bırak. Acaba o makamı ne ile bulurum ki, halim dostlarının hali gibi olsun?

Bazen gayet aç olduğundan, arkadaşlarını alarak Hasan-ı Basri’nin evine gelir ve orada ne bulursa yerdi. Hasan, gelince buna sevinir ve:
—           “Ne mutlu o kimseye ki, sabahleyin aç kalkar, akşamleyin aç yatar ve bu halde iken İzzet ve Celal sahibi Allah’tan hoşnud olur!” derdi.

Bir gün kendisinden tavsiye isteyen birisine: “Dünya ve ahiret padişahı olmanı tavsiye ederim”, dedi. Adam: “Ama bu nasıl olur”, deyince anlattı:
—           Dünyada zâhid ol, yani hiç bir kimseden bir şey umma, bütün halkı muhtaç olarak gör, mutlaka zengin ve padişah olursun! Her kim böyle yaparsa hem dünya, hem de ahiret padişahı olur.

Bir gün Malik b. Dinar‘a: “Halka karşı dili muhafaza etmek, altını ve gümüşü muhafaza etmekten çok daha zor!” demişti.

Bir gün, üzerinde, softan bir elbise olduğu halde Kuteybe b. Müslim’in yanına geldi. Kuteybe:
—           “Niçin sof giydin?” diye sordu. O, sustu. “Neden cevap vermiyorsun”, dedi. Bu sefer konuştu. “Zühdümden bu elbiseyi giydim, diyeceğim ama kendimi methetmiş olacağım. Fakirlikten giydim, desem, o vakitte Aziz ve Celil olan Allah’tan şikâyet etmiş olacağım!

Bir gün oğlunu, şen ve şakrak olarak görünce, ona dedi ki : “Kim olduğunu hiç biliyor musun? Anneni yirmi dirheme satın almıştım! Senin pederin olan ben ise, Müslümanlar arasında, daha beteri bulunmayan birisiyim. Şu halde sendeki şu şakraklık ve şaklabanlık neden?

—           Nasılsın, diye sorduklarında, dedi ki: “Ömrü eksilen, ama günahı artan bir kimsenin hali nasıl olur?

Marifette : “Hiç bir şey görmedim ki, Allah Teâla’yı o şeyde görmüş olmayayım”, sözünü söyleyebilecek bir halde idi.

—           “Allah’ı tanıdın , onun hakkında marifetin var mı?”, diye sorduklarında, bir müddet başını önüne eğdi ve sonra : “Onu tanıyan bir kimsenin sözü az, düşünmesi devamlı olur” dedi.

—           Allah Teâla’nın, marifetiyle aziz kıldığı bir kimseye yaraşan, asla onu müşahede etmeyi bırakıp başka bir şeye bakmamak ve hiç bir şeyi ona tercih etmemektedir.

—           Allah korkusundan hali olmayacağını ümit etmedikçe, bir sâdık asla sâdık olamaz. Yani bir kimsenin havf hali reca haline müsavi olmalıdır ki, hakiki manada Sâdık ve mü’min olabilsin, vesselâm.

***

Kaza ve keder hakkında ne buyurursun sorusuna:
—           “Allah yarın kıyamet günü kaza-kader nedir diye sana bir soru sormayacak. Lakin neler yaptın, diye soracak”, diye cevap verdi. (Münavi, 1-161.)

Kader hakkında ne dersin, diyen birisine: “Senin komşular mezardakilerdir, bırak kaderi de onlar hakkında düşün, bu düşünce meşguliyet olarak sana yeter”, demişti. (Münavi, 1-161.)

—           Bir kul, kalbiyle Allah’a teveccüh ederse, Allah bütün mü’minlerin kalplerini ona tevcih eder.

—           Günahın kokusu olsaydı, o kadar pis koku saçardım ki, hiç biriniz bana yaklaşamazdınız.

—           Allah için nefsine hışm edeni, Allah kendi hışmından emin kılar.

—           Az yiyen anlar, anlatır; saf ve rakik olur; çok yiyen ağırlaşır, istediklerinin çoğundan geri kalır.

—           Bezgin kişinin dostu olmaz, hasetçi zengin olmaz, görüşünü beğenenin tavsiyesinden sakın, zira bu tavsiye makbul değildir.

—           Kalbten çıkan zikir, kalbe tesir eder.

Bana dua et, diyen birine “Kapında, bana zulm ettin, diyen bunca kişi varken duamı ne yapacaksın? Zulmetme, duama ihtiyacın kalmaz”, demişti. (Münavi, 1-161.)


Ferîdüddîn Attâr
Kaynak: Tezkiretül-Evliyâ (Haz. Süleyman Uludağ), İlim ve Kültür Yayınları, Bursa, 1984


[1] Hal tercümesi için bkz: Şa’rânî, I, 36; :İbn Kuteybe, Maarif, s. 209, Safuyiddin Ahmed bin Abdillah, Hülasatu Tahzibi’l-Kemal, s. 31; Münâvi, I, 161; Sıfatu’s-Safve, III, 266; Hilye, II, 345

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir