İdarecinin vasıfları nasıl olmalı? – Naima Efendi

İdarecinin vasfına dair misal:

Malûm ola ki, insanlar başkalarının tahakkümü altında ezilmeye ve itaat etmeye mecbur olsa şevk ve hevesi kaçar, çalışamaz, hattâ yiyip içmekten bile kalır.

Hazret-i Ömer radıyallahû anh zamanında, Sa’d ibn Ebî Vakkas radıyallahû anh, Kadisiye Muharebesi’ni yaparken Ashab-ı Kiramdan Zühre, düşman kumandanlarından Calinus’u öldürerek 70 bin dinar kıymetinde olan elbiselerini almıştı. Hazret-i Sa’d “Niçin benden izin almadan takip ve katlettin?” diyerek ganimetlerini Zühre’nin elinden almak istedi. Zühre bunları vermek istemedi. Mesele Hazret-i Ömer’e arzolundu. Halife Hazret-i Ömer, Zühre’nin elinden bu ganimetlerin alınmasını uygun bulmadı ve “Zühre gibi şeci’ ve bahâdır bir kimsenin şehâmet ve şevketini kırmak, kalbini kırmak münasip değildir” şeklinde cevap verdi. Hazret-i Sa’d da bu emir üzerine ganimet mallarını tamamen Zühre’ye iade etti.

Hazret-i Ömer’in bu kerimâne muamelesi, din yolunda çalışanların kalbini körlendirmemek maksadına mebni idi. Bu sebeptendir ki, vazifelileri ve çocukları gazap ve şiddetle korkutmak, dövmek ve azarlamak onların şevk ve zekâsını kör eder. Daha, ziyade isti’dâda münasip teşvik, korkutma ile terbiye lâzımdır. Bunun içindir ki ilim ve hikmet erbabı, şiddet ile icray-ı hükümet etmeyi münasip görmemişlerdir.

Mülûk ve hukkâm (melikler ve hakimler), ara bulmaya çalışmayıp, küçük kusurlara göz yummaz, ve ufak tefek cürümleri, büyük bir şiddetle cezalandırırlarsa halk korkuya kapılır, zelil olur. Ve bu halde yalana, hileye kaçar. Harplerde isteksiz olur ve memleket müdafaasına ehemmiyet vermez. Lâzım olan odur ki, devlet adamları memurlara, halka, şefkat ve muhabbetle muamele edip güleryüz göstermelidirler. Bu suretle kalpler birleşir. Halka bol ihsan ve kerem göstermek gerektir.

Bu şekilde güzel muamele, şiddetli zekâ sahiplerinde az bulunur.

Ebû Musâ el-Eş’ari, Irak valisi iken, Arapların sayılı dâhilerinden olan Ebû Süfyan’ın oğlu Ziyad, Hazret-i Ömer’in divanına geldiği vakit azlolunmuştu. Ziyad, azlinin sebebini Hazret-i Ömer’den sordu:

Azlimin sebebi âciz bir kimse oluşumdan veya hıyanetimden dolayı mıdır?” dedi. Hazreti Ömer ona şu cevabı verdi:

Azlinin sebebi aczin ve hıyanetin değildir. Belki fazla zekân ve ifrat derecede kıyasetini halk üzerine musallat ederek halkı mahzun ve mükedder etmeyi mekruh görüp azlini tercih ettim.

O halde, fazla zekâ ve kıyâset (uyanıklık), siyâset sahibine ayıptır. Bunun içindir ki halk lisanında fazla zekâ ve feraset ashabına, şeytan derler. Fakat böyle deniliyor diye, Hukkâmın ahmak ve ebleh olması lâzım zannedilmesin. Belki, devlet adamlarına vakur ve müsamahalı olmak, fazla zekâ ve kıyasetten daha faydalıdır. Hakikat odur ki, fikir kuvvetinin ve akıl fetanetinin (anlayış, zihin açıklığı) fazlası medhul (ayıplanacak kusur) değildir. Yalnız halka ait işlerde müsamaha ve müdarayı terkederek halkı mebhut (sersem) ve mecalsiz bırakmak doğru değildir.

1735 – 1736
Mustafa Naîmâ Efendi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir