EBÛ HÂZIM MEKKÎ – Ferîdüddîn Attâr

Bu satırlar, Tezkiretül-Evliyâ nam eserden iktibas edilmiştir. Resim: Hoca Ali Rıza’ya aittir.

Ebû Hâzım Mekkî

(Allah’ın Rahmeti Üzerine Olsun)

İhlâslı, Mutteki, Muktedâ olan Muktedî, başta gidenlerin meş’alesi, Sâdıkların Sabâhı, o zengin olan fakir, Ebû Hâzim Mekkî rahmetullahi aleyh (V. H:140). Mücahede ve müşahedede emsalsiz olup birçok şeyhin rehberi idi. Uzun bir ömür sürmüştü. Ebu Amr Osman Mekki onun şanını anlatmada çok ileri giderdi. Sözleri, bütün gönüllerde kabul görürdü. Her çeşit müşkülün anahtarıydı. Pek çok sözleri eserlerde nakledilmiştir. Bu hususta daha fazla bilgi isteyen, çok şey bulabilir. Biz teberrük maksadıyla bir kaç sözünü nakledeceğiz. Sözümüzü kısa kesmek istiyoruz. Fazla açıklama yapacak olursak söz uzar. Şu kadarını bilmen fazlasıyla kâfidir: Tabiinin büyüklerinden olup sahabeden, Enes b. Mâlik (V. H:93) ve Ebu Hüreyre (V. H:57) radıyallahû anhümâ gibi birçok zevatla görülmüştü.[1]

Naklederler ki, (Halife) Hişam b. Abdülmelik ona sormuştu:
—           Bu işte (ve devlet muamelelerinde) necâta ermemizin yolu nedir?
—           Aldığın her kuruşu helâl yerden almalı ve hakkı olan yere sarf etmelisin!
—           Peki, buna kimin gücü yeter?
—           Cehennemden kaçan, Cenneti arayan ve Rahman’ın rızasına talip olan kimsenin!
—           Size dünyadan sakınmanızı tavsiye ederim. Bana ulaşan rivayetlere göre, kıyamet kopunca ibadetlerin cümlesini tam olarak yerine getiren ama dünyayı seven bir kulu, topluluğun karşısına çıkarıp dikeltecekler ve bir tellâl şöyle ilân edecek:
—           Bakınız! İşte şu kul o kimsedir ki, Allah Teâlâ’nın zelil ve itibarsız kıldığı şeyi aziz ve itibarlı tutmuştur!
—           Dünyada seni sevindiren hiç bir şey yoktur ki, onun altında seni üzen bir şey yatmış olmasın. Dünyada katıksız bir sevinç yaratılmamıştır.
—           Az bir dünya işi, çok ahiret içinden alakor.

Her şeyi şu iki şeyde buldum: Bunlardan biri benimdir, öbürü başkasınındır. Benim olan şeyden ne kadar çok kaçarsam kaçayım, o benim başıma gelir. Başkasının olan şeyi ele geçirmek için ne kadar çabalarsam çabalayayım onu elde edemem.

Dua yapmaktan mahrum olmam, benim için duama icabet edilmesinden çok daha zordur.

Şayet icraat yerine lafla iktifa edilen ve amel yerine ilimle kanaat olunan bir zamanda yaşıyorsan, en berbat insanlar arasında ve en kötü bir zamanda bulunuyorsun, demektir.

“Servetin nedir?”, sorusuna: “Servetim Allah’tan razı olmam, halka ise muhtaç bulunmamamdır. Şüphe yok ki, Halktan müstağni olmayan bir kimse, Aziz ve Celil Allah’tan razı olamaz.

Halka karşı olan feragati çok üstün bir dereceye varmıştı. Bir gün, içeride gayet güzel et bulunan bir kasap dükkânının önünden geçiyordu. Et baktığını gören kasab:
—           “Buyurun, et tazedir, alın”, dedi.
—           Param yok.
—           (Parayı ödemek için) Sana zaman verebilirim.
—           Fakat ben vermem. (Nefsin para bekleyeceğine, nefsim et beklesin.)
—           Ama kaburgaların görünüyor.
—           Mezar kurtlarına bu kadarı yeter!

Büyüklerden biri anlatıyor: “Hacca gitmek üzere yola çıkmıştım. Bağdat’a varınca, Ebu Hâzim’e gittim. Onu uyur halde bulunca, uyanana kadar bekledim, uyanınca:
—           “Şu anda rüyada Hz. Peygamber’i (aleyhisselâm) gördüm, benimle sana şu haberi gönderdi”, dedi.
—           “Annenin hakkını gözetmen, senin için hac yapmaktan daha iyidir. Geri dön ve onun rızasını kazan. Bunun üzerine Mekke’ye gitmeyerek geri döndüm.” Vesselam.

***

“Dünyanın geçen kısmı hülya, kalan kısmı hayâldır.” (Sıfatu’s- safve, 11.157)

“Sen âsi iken yüce Allah’ın ard arda nimetlerini sana göndermekte olduğunu müşahede ettiğinde dikkatli ol!” (Bu bir deneme olabilir.)

“İnsan, ayağını bastığı yerden çok, diline dikkat etmeli!”

“Verilenin şerrinden korunabilirsek, verilemeyene aldırmayız.”

Allah’ın seni, nehyettiği yerde görmesinden ve emrettiği yerde bulmamasından sakın!

Öyle ulemaya yetiştim ki, ümera ve sultanlar gelir, kapılarının önlerinde kul gibi dururlardı. Şimdilerde ise fakihler, âlimler ve âbidler, gidip zenginlerin ve emirlerin kapıları önünde bekleşmektedirler. Bunu gören zenginler ve emirler; “Bizdeki onlardakinden daha iyi olmasa, bize karşı böyle davranmazlar”, diyorlar.” (Sıfatu’s-safve, 11.159)


Ferîdüddîn Attâr
Kaynak: Tezkiretül-Evliyâ (Haz. Süleyman Uludağ), İlim ve Kültür Yayınları, Bursa, 1984


[1] Hilye, X, 299; Sıfatu’s-Safve, II, 156; Hucviri, I, 300; Münâvî, I, 83; Şa’rani, I, 36; Mizanu’l-İtidal; I, 129.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir