Çin’in, nüfus artış hızında büyük bir düşüş yaşanıyor

Xiyuege Center, Pekin'deki "Lucky Month Home" da hemşireler bebeklere bakıyorlar.

21 Ocak’ta, Çin Ulusal İstatistik Bürosu tarafından yayınlanan veriler, Çin’in nüfus artışının sert bir düşüş içinde olduğunu gösteriyor. Demografik temettüler artık sona eriyor. 

İstatistiklere göre, 2018 yılında yaklaşık 15.23 milyon bebek doğdu, bu rakam 2017 yılına göre 2 milyon azaldı. Doğum oranı ve doğal nüfus artış hızı (doğum oranı ile ölüm arasındaki fark) 2018’de, son on yıl içinde görülen en düşük noktaya ulaştı.

Bu hızlı düşüşün devam etmesi halinde, Çin nüfusu 2027 civarında bir noktada, büyümeye son verecek. 2030’daki doğum oranının, yaklaşık 11 milyona düşmesi bekleniyor.

2019 yılı baz alındığında, tek çocuk politikasının gevşetilmesinden bu yana üç yıl geçti. 2015 yılı sonuna kadar Çin, on yıllardır süren aile planlaması politikasını gevşetti. Yeni politikaya göre, ailelerin tek çocukla sınırlandırılmayıp iki çocuk sahibi olabilmelerine imkân verildi. Bu arada, ülke genelinde çok sayıda belediye yönetimi tarafından teşvik politikaları da ortaya atıldı. Örneğin, Guangdong eyaletinde doğum izni, diğer çalışanların menfaatlerine müdahale etmeden 178 gün kadar uzun olabilir. Daha sonra 2016 yılında, tüm ebeveynlerin iki çocuğu olmasına izin veren, iki çocuk politikası uygulanmaya başlandı.

Verilere göre, 2018’deki yeni doğanların yarısından fazlası, ailenin ikinci çocuğu, ancak bu, iki çocuk politikasının yığılma etkisi sona erdiğinde, yıllık yeni doğan sayısının devam edeceği anlamına gelmiyor. Çünkü bazı aileler, ikinci bir bebek sahibi olmayı düşünürken, bazıları hiç bebek sahibi olmak istemiyor.

Ren Zeping, Evergrande Araştırma Enstitüsü ‘nün baş ekonomisti olarak, mikroblog platformu Weibo’ya şöyle yazdı: “Çin her zaman kalabalık bir ülke olmuştur, ancak son yıllarda azalan doğum oranları ve yaşlanan bir topluma sahip bir nüfus kriziyle karşı karşıyayız. Kapsamlı iki çocuk politikasına göre, doğum oranı artmıştır, ancak doğum yapan ana nüfus hala 70’lerin sonrasındaki nesildir. 80’li veya 90’lı yıllarda doğanlar, çocuk sahibi olmak için giderek daha da isteksizleşiyor. Birçoğu geç evlenmeyi ve çocuk sahibi olmayı ertelemeyi, bazıları da DINK(Double İncome No Kids) (Çift Gelirli ve Çocuksuz) yaşam tarzını seçiyor. Barınma, tıbbi bakım, eğitim ve yasal koruma dâhil olmak üzere yüksek maliyetler, bu insanların korkularına katkıda bulunan faktörlerdir.

Evergrande Araştırma Enstitüsü’nün raporunda, katılımcılardan düşük doğum oranını açıklayan tüm nedenlerden, öne çıkan ana faktörleri seçmeleri istendi. Üç ana neden, eğitim maliyeti, zaman ve enerji eksikliği ve konut fiyatı olarak ortaya çıktı. Eğitim maliyeti açısından, özel ve kamu anaokulları ile ilköğretim okulları arasındaki boşluk, gittikçe genişlemektedir. Devlet okullarındaki sınırlı kaynaklar sayesinde, genç ebeveynler çocuklarını, sıradan işçi sınıfı aileleri için bir servete mal olan, özel anaokullarına göndermek zorundadırlar. Bir çocuğa bakmak için gereken zaman ve enerjiye gelince, ankete katılanların yüzde 66,7’si, üreme tercihlerini etkileyen belirleyici bir faktör olduğunu düşünüyor.

Rapora göre, nüfus önemli bir dayanak ve bir ülkenin ulusal gücünün bir işareti olmaya devam ediyor. 2017 yılının sonunda Çin’in nüfusu 1.386 milyara ulaştı ve hala dünyada ilk sırada bulunuyor. Çin tarihinde görüldüğü gibi, tarihi dönemlerin gelişmesi her zaman gelişen popülasyonlarla sonuçlanmaktadır. Örneğin, Çin’in Qing Hanedanlığı’ndaki üç imparatorun altın çağında, Çin, nüfus artış hızının zirvesine ulaştı. Bu anlamda Hindistan, büyük nüfusu ve oldukça genç nüfus yapısı ile büyük gelişme potansiyeline sahiptir. 2015 yılında, Kızılderililerin ortalama yaşı sadece 26.7 iken, Çin ve Amerika’da karşılık gelen rakamlar 37 ve 37.6 idi.

Nüfus artışı ile ulusal kalkınma arasındaki korelasyon da Japonya gibi gelişmiş ülkelerin tarihinde belirgindir. 1970’li ve 80’li yıllarda savaş sonrası bebek patlaması, Japonya’nın ekonomik kalkınmasının en büyük itici gücü oldu. Ancak, 21. yüzyılın başından beri, Japon halkının üreme istekliliği büyük ölçüde azaldı. Bu arada patlama yaşatan bebekler yaşlanmaktalar. Bu da kaçınılmaz olarak, Çin’in, grileşen bir toplum olma süratini arttırmaktadır.

Mesele, gelecek nesiller için üreme endişesi doğuruyor. 

Çin’de nesiller, bir insanın doğduğu on yıla göre sınıflandırılır. 80’ler sonrası nesil muhtemelen laik değerler ve kendini gerçekleştirme arasında denge kurmak isteyen son nesildir. Amerika’daki 80’lerin nesline benzeyen 90’ların sonrasındaki nesiller, çoğu orta sınıf ebeveynler tarafından büyütülen kendi yaşamlarına ve kariyerlerine daha fazla odaklananlardır.

Avrupa ve Amerika’da 1960’lı yıllarda ortaya çıkan bir kavram olan DINK (çift gelirli ve çocuksuz) ailesi, şimdi, genel olarak Çin’de 90’ların post nesliyle karşılaştı. 90’lı yaşlardaki, evli bir Çinli çifte, neden çocuk istemeyeceklerini sorarsanız, yüzde 80’i “Çocuk yetiştirmek çok pahalı!” diye cevap verir. 

DINK topluluğu adlı bir WeChat kamu hesabı, 50 yıl önce insanların daha kötü koşullarda yaşadıklarını ve bir sürü çocuğu doğurmasının nasıl mümkün olduğunu merak etti. Olumsuz bir ortamdan kaynaklandığını söylerseniz, o zaman hangi ortamın savaş döneminden daha kötü olduğunu söyleyebilirsiniz.

Görünüşe göre yüksek maliyet, tek belirleyici faktör değildir. Çiftlerin bebek yetiştirmekten çok, seyahat etmek için para harcamayı tercih ettiğidir. Aynı zamanda kendini gerçekleştirme ile ilgili olmalı ve kolektif eğilimlerden ve sosyal normların “zincirlerinden” kaçma arzusu olmalıdır. 

Geleneksel Çin bakış açısına göre, çocuk sahibi olmamak, her zaman uygunsuz olarak görülür. Antik klasiklerden Mencius‘ta da bahsedildiği gibi, tarafsız olmanın üç yolu vardır; Oğul sahibi olmamak en kötüsüdür. 

Daha fazla bebek, daha fazla sorumluluk anlamına gelir ve belki de 90’lar sonrası neslinin çoğu, ülkenin kalkınması için kendi çıkarlarından fedakârlık etmeye hazır değildir…


Yazar: Gabriel Li
Kaynak: Pandaily (27.01.2019)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir